Popüler Yayınlar

Gelibolu Depremleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gelibolu Depremleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2021 Cumartesi

1912 yılında meydana gelen büyük Şarköy depremi (7.6) sonrası Gelibolu'da kurulan ilk deprem çadırları.1912 de Şarköy Mürefte'de meydana gelen ve civar il ve ilçelerde büyük yıkıma sebep olan deprem Gelibolu'da da büyük hasarlar ve kayıplar oluşturdu. Yapıların neredeyse yarısı bu depremle yerle bir oldu geri kalanlar da büyük hasar meydana geldi. O dönem Gelibolu'nun simge yapılarından olan ve Sultan Abdülhamid Han tarafından yaptırılan saat kulesi de bu depremde yıkılmıştı.

12 Nisan 2020 Pazar

1912 Şarköy-Mürefte Depremi’nin Çanakkale ve Gelibolu’daki Etkileri


1912 yılı (27-28 Temmuz 1328) 8-9 Ağustos tarihinde Edirne, Çorlu, Gelibolu, Mürefte, Şarköy, Dedeağaç ve Çanakkale’de etkili olan bir deprem meydana gelmişti. Bu depremin Kocaeli ve Adapazarı civarında da hissedildiği bilinmektedir. Depremin bugünkü ölçütlere göre yani Richter Ölçeğine göre 7.4 şiddetinde olduğu tahmin edilmektedir. Bu dönemde Edirne Vilayeti’ne bağlı Gelibolu Sancağı’nda halkın büyük çoğunluğunu Rumlar oluşturuyordu. Bir miktar Müslüman, biraz Ermeni, Musevi ve Kıpti de vardı. Deprem 8 Ağustos 1912 gecesi Gelibolu’da şiddetli bir sarsıntı ile başlamış, saat 07.30’da hafifçe, 9 Ağustos 1912 günü saat 15.55’te şiddetli bir şekilde hissedilmişti. Kale-i Sultaniye Mutasarrıfı Rüştü Bey’e göre ise deprem Cuma günü saat 03.15’te olmuş, cami minareleri ile kagir binaların bir kısmı yıkılmış, Hükümet Konağı büyük hasar görmüştü. Doktor Yüzbaşı Sadi Bey’e göre deprem, gece saat 03.00’te olmuştu. Halk deprem sırasında kendini dışarı atmış, evlerin yıkıldığını, minare ve kilise kulelerinin devrildiğini ve insanların bu enkaz altında kaldığını bildirmektedir:

“Seyahatimdeki, bu hususta bütün müşâhedâtım mezc edildiği takdirde sarsıntıların nev'inin “ufkî” olduğuna kendimde bir kanaat hasıl olmuştur. Benim de istinat ettiğim nokta elbette zelzele nuvis değildir. Çünkü nerede!... Şarköy, Mürefte’deki evlerin ekseriyetle tarz-ı inhidamı, Tekfurdağı, Gelibolu, Çanakkale’deki minarelerin, saat kulelerinin yıkıldığı, devrildiği tarz bu kanaatimi takviye ve te'yid ediyor.”



Ayrıca Edirne ve Gelibolu’da un fabrikalarının bacaları yanarak kullanılamaz hale gelmişti. Gelibolu ve civarında 33, Kale-i Sultaniye’de (Çanakkale) 3 kişi hayatını kaybetmişti. Depremin etkilediği tüm deprem bölgesinde ise toplam 1.115 kişi yaşamını yitirmişti. Depremin Yaz mevsiminde ve hasat zamanı olması nedeniyle halkın büyük kısmı bağ ve bahçelerinde bulunuyordu. O nedenle can kaybı nispeten az olmuştu. Doktor Yüzbaşı Sadi Bey, ilk günde enkaz altında kalan ve sağ çıkarılan insanların bulunduğunu belirtmiş, koyun, keçi, köpek gibi enkaz altında kalan bazı hayvanlarında on-onbeş gün sonra canlı olarak kurtarıldığını söylemektedir. Doktor Yüzbaşı Sadi Bey, depremi söyle anlatmaktadır: “Muhterem karie ve karilerim bu son hareket-i arzın merkezi, vüs'ati ve şiddeti hakkında da epeyce garib rivayetler duymuşlardır. Bunların içinde pek gülünçleri de vardır. Kimisi Havra köyünü kimisi Mürefte'nin mahdud bir dairesini kimi de bilmem hangi münferid noktayı hareketin merkezi ittihaz ediyor. Zelzeleyi müteakib tetebbu'da bulunmak üzere bir de Romanyalı zelzele mütehassısı gelmiş ve merkezin “Mürselli” olduğunu söylemiş! Bizce bir mütehassıs böyle söz söylemez. Tekfur dağından Çanakkale’sine kadar olan o vasi mıntıkadaki tahribatı bizzat gezdim, gördüm. Bu müşahedatıma istinad ederek Marmara hareket-i arzının Tekfurdağları’nın oldukça imtidatlı bir mıntıkasını hareketin merkezi olarak kabul ediyorum. Bu mıntıka Tekfurdağı’ndan başlayarak Havra, Ganos, Mürefte, Şarköyü, Gelibolu ve Çanakkale’siyle bu kaza ve livalara tabi olan birçok köylerin heyeti umumiyesini şâmildir. Binaenaleyh merkez-i tezelzül mahdud bir köy bir kasaba olmayub ekseriyetle olduğu gibi adeta bir hat üzerinde vaki “merkez mıntıkası” halindedir. Sahası aşağıyukarı bir kıta-ı nakıs şeklindedir. Yalnız Mürefte, Şarköyü ve Ganos gibi yerlerde görülen ve daha fazla gibi farz olunan tahribatı yangınlarla başka avamilden ayırmak lâzımdır.”


Depremin tsunami yapmasından da korkulduğu anlaşılmaktadır. Doktor Yüzbaşı Sadi Bey, tsunami tehlikesini şöyle açıklamaktadır: “Zelzelenin satmesi deniz sahilinden epeyce yere isabet ettiği halde “Tsunamis” denilen o korkunç dalgaları vücuda getiremedi. Yalnız buna temas eder bazı garib rivayetler vardır: İstanbul'da Fransızca olarak intişar eden Stamboul gazetesi “bir hadise-i tabiye” ser levhasıyla o günlerde şu fıkrayı ilan ediyordu. “Gece saat on birde Kadıköyü’nde, Mühürdar’da deniz pek mütemevvic idi. Nısfu’l leylden bir saat sonra sahile çarpan dalgalar kesretle yağmur yağmakta olduğu zehabını veriyordu. Halbuki bir katre bile yağmur yağmamıştı. Aynı zamanda şiddetli bir rüzgâr toz bulutları kaldırmakta idi. Saat ikide hareket-i arzdan takriben bir buçuk saat mukaddem hararet pek ziyade artmış ve denizde temevvücât fazlalaşarak bir hadise-i fevkaladenin karibul vuku olduğu anlaşılmakta bulunmuş idi. Denizdeki kaynaşma şiddetli hareket-i arzdan ancak yarım saat sonra sükun bulmuştur. Hareket-i arzdan az evvel ince bir kum yağmuru müşahede edilmiştir... Bu fıkradaki ihbaratın hemen kaffesi uydurmadır. Bu gibi hadisat-ı tabia zelzelelerin ef’aliyle katiyen münasebettar değildir. Bu hareket-i arzda saha-i tezelzül dahilinde çatlamış, yarılmış bir kaç yere de tesadüf edebiliriz. Mürefte, Şarköy köylerinde, dağlar arasındaki vadilerde yarım metre 30 santimetre genişliğinde 20-30 metre tulunda (uzunluğunda) bir çok yarıklar hasıl olmuştur. Lâkin bunların içinde bir tanesi vardır ki pek ziyade şayan-ı tezkârdır. Mürefte’ye tabi Kestanbulî ile Yenice köyleri arasında İstinyanoz’un Dişbudak Mevki tarlasında şark cihetinde takriben “400” metre tulunda “5” metre arzında ve “10” metre kadar derinliğinde yer yarılmıştır.”

Deprem sonrasında halk hızla deprem bölgesinden göç etmeye başlamıştı. Mürefte ve Şarköy’de oturan halkın büyük kısmı sancak merkezi Gelibolu ile İstanbul’a göç etmiş adeta bu yerler ıssızlaşmıştı. Depremden kaçanlar için Basra torpidosu ve Başlangıç vapuru bölgeye gönderilmişti. Ayrıca yaralılar için de Etfal, Haseki, Kalahane, Beyoğlu Zükur ve Yedikule Rum Hastaneleri ayrılmıştı. Kısa sürede hastaneler yaralılarla dolmuştu. Deprem bölgesinde ekmek sıkıntısı baş göstermişti. İstanbul’dan ilk etapta Edremit vapuruyla 1.000 çuval un gönderilmişti. Ayrıca yiyecek içecek temini için de ilk etapta 100.000 Kuruş tahsisat çıkarılmıştı. Daha sonra Maliye Nezareti bölgeye 200.000 Kuruş daha tahsisat göndermişti.  Gelibolu Mutasarrıfı haberleşme için depremden zarar gören köylere bir adet santral ve dört adet telefon makinesi istemişti. Bu sırada telgraf direkleri yıkıldığı için bölgeden sağlıklı haber alınamıyordu. Buna karşılık vapur iskeleleri fazlaca zarar görmemişti. Tekirdağ, Gelibolu, Dedeağaç ve Karaağaç İskelelerine vapurlar yanaşabiliyordu. Deprem bölgesinde en önemli sorun asayişin ve güvenliğin sağlanmasıydı. Hükümet bölgeye sıkıyönetim ilan etmişti. Bölgeye bu amaçla jandarmalar gönderilmişti. Depremzedelerin mal ve canlarının güvenliği için bir bölük nizamiye askeri de yola çıkarılmıştı. Ayrıca Gelibolu Mutasarrıfı tarafından asayişin sağlanması için üç polis memurunun Gelibolu’ya gönderilmesi istenmişti.
Deprem bölgesinde önemli, bir sorun da su meselesidir. Temiz içme suyu sıkıntısı baş göstermişti. Doktor Yüzbaşı Sadi Bey bu konuda şunları yazmaktadır: “Mürefte ve Şarköy ile civar köylerinde birçok menbalar kurumuşdur. Hatta nefs-i Şarköy ve Mürefte de çeşmelerin çoğundan bizim ziyaretimiz gününe kadar sular henüz akmamıştı. Hareket esnasında güya Ganos’tan geçen bazı gemiler o anda denizin üzerinde vasi bir petrol tabakasının yayıldığını işa'a etmiş iseler de vuku bulan tahkikatında bunun da aslı olmadığı meydana çıkmıştır. Hele sıcak su menbaları ihdâs etmek hususunda biçare hareketzedelerde büyük bir inhimak vardır. Kimle konuşsanız filan veya falan yerde sıcak su kaynamıştır diye sizi iknaa çalışır. Oralardan tahkik ederseniz kuru bir rivayet bulursunuz. Bolayır'a gittiğimiz gün "9 Ağustos sabahı" bir zat bize şu hadiseyi anlatıyordu. Köylünün biri bir desti içinde kan gibi kırmızı bir su getirmiş hatta çarşı sokaklarına döküldüğünü gözleriyle görmüş imiş. Köylü bu suyu Bolayır’dan üç saat ötede Adilçeşme nam mahaldeki yeni zuhur eden bir menbadan doldurduğunu söylemiş! Bu kadar katiyetle söylenen bir rivayeti tahkik merakına düştüm. Lâkin söylenen zat köylüyü tanımadığı gibi Bolayırlıların hiç birinin de bu vakadan haberleri yokmuş!..”
Suyun temini için Bahriye Nezareti görevlendirilmişti. Bahriye Nezareti de Gelibolu Liman İdaresine bu görevi vermişti. Suyolları büyük hasar görmüştü. Bir taraftan da suyollarının tamirine girişilmişti. Deprem bölgesindeki hasarın tespiti amacıyla bir taraftan hükümet yetkilileri diğer taraftan dini grupların liderleri (Ermeni, Rum, Yahudi ve Müslüman cemaat liderleri) çalışmalara başlamışlardı. Hükümetin izni çerçevesinde gazeteciler de bölgeye akın etmişlerdi. Yerli ve yabancı pek çok gazeteci Gelibolu ve Kale-i Sultaniye (Çanakkale)’ye gelmişti. Evkaf Nazırı Mehmet Fevzi Paşa deprem bölgesine gelmiş ve incelemelerde bulunmuştu. Pek çok evin yıkılması veya oturulamaz hale gelmesi barınma sorununu da beraberinde getirmişti. Gelibolu bölgesine ilk etapta 100 çadır gönderilebilmişti. Bir taraftan da halkın kendi barınma sorununu çözmek için harekete geçtiği görülmektedir. Hükümet bu amaçla halka yardımcı olmuş, ihtiyaç duyula inşaat malzemeleri hükümet tarafından bulunmuştu. Ayrıca Maydoslu (Eceabatlı)  inşaat ustalarının Gelibolu depremzedelerinin iskânı için hükümet tarafından görevlendirildiği görülmektedir. İskân için bulunan çözüm halkın civar yerlere dağılmadan eski yerleşim yerlerinin yakınlarına yeni yerleşim yerleri kurulması şeklinde olmuştu. Gelibolu, Evreşe, Şarköy, Ereğlice ve Araplı’da halk hemen eski yerlerinin yakınlarına iskân edilmişlerdi. Bu arada depremzedelere yardım için bir İane Komisyonu (Yardım Komisyonu) kurulmuştu. Fahri Başkanlığı’na da Şehzade Abdülmecit getirilmişti. Komisyona Ermeni Patrikhanesi ile Hahambaşılıktan da birer kişinin seçildiği görülmektedir. Komisyon Harbiye Nezareti’nin kendisine tahsis ettiği bir salonda çalışıyordu. İstanbul’daki Rum kadınlara da sokakta çiçek satarak depremzedelere yardım toplama ruhsatı verilmişti. Komisyon toplanan yardımları Edirne ve Kale-i Sultaniye’ye (Çanakkale) gönderiyordu. Yurtdışından da depremzedelere yardım geliyordu. Alman İmparatoru II. Wilhelm depremzedelere 10.000 Mark mali yardımda bulunmuş, ayrıca “Loreley” vapuru ile de yardım malzemeleri göndermişti. Gelibolu depremzedeleri için Almanya’da yaşayan bir hayırsever Berlin Sefaretine nakdi yardımda bulunmuştu. Mısır’da yayınlanan “Bars Egypt” gazetesi de depremzedelere para yardımı yapmıştı. Deprem sonrasında Gelibolu ve Çanakkale’de sıkıntı içinde bulunan halka vergi ve kredi konularında kolaylıklar sağlanmıştı. Balkan Savaşı öncesinde meydana gelen bu deprem Gelibolu ve Kale-i Sultaniye (Çanakkale)’de pek çok evin yıkılmasına, insanların aç kalmasına, bölgede bulunan askerlerin yiyeceksiz kalmasına sebep olmuştu. Bir de buna Balkan Savaşı ve savaş sırasındaki göçmenler eklenince sefalet hat safhaya çıkmıştı.

1912 depreminde Çanakkale’de bulunan konsolosluk binaları çok zarar görmüştü. Fransız konsolosluğu yıkılmıştı. Yunan konsolosluk binası neredeyse kullanılamaz hale gelmişti. Bölgeye gelen Fransız “Illustration” dergisi muhabiri Çanakkale ve Gelibolu’daki depremin hasarını gösteren fotoğrafları 1912 yılı Kasım ayında yayınlamıştır.1912 yılı depreminde Gelibolu Sancağında bulunan 6.699 binadan 2.890’ı yıkılmış ve 33 kişi hayatını kaybetmişti. Gelibolu şehir merkezinde 802, Bayır’da 307, Cedid’te 202, Fındıklı’da 92, Kavaklı’da 14, Cumaeli’de 27, Burhanlı’da 47, Pazarlı’da 38, Tayfur’da 5, Bergos’ta 47, Bolayır’da 257, Eksamil’de 104, Evreşe’de 174, Kavak’ta 150, Bayramiç(Piramiç)’te 161, Bollıca’da 75, Kilisalı’da 72, Şadıllı’da 51, Çokal’da 45, Kalealtı’da 17, Karaçalı’da 47 ve Muarız’da(Saroz) 25 bina yıkılmıştı. Hayatını kaybedenlerin 5’i Gelibolu, 8’i Cedid, 1’i Bayır, 2’si Cumaeli, 5’i Bolayır, 1’i Evreşe, 7’si Kavak, 2’si Çokal ve 2’si de Karaçalı’dandı.
Allah tekrarından korusun. 

Dr Mithat Atabay

Not: Bu ileti ile ilgili her türlü yorumlarınızı en altta bulunan "Yorum Gönder " kısmına yazarak bana iletebilirsiniz. Yönetici onayından sonra yayınlanacaktır. 


29 Mart 2020 Pazar









27 Mart 1975 “Gelibolu-Lapseki Depremi”
27 Mart 1975 Perşembe günü sabah 08,15’te Çanakkale’nin Gelibolu, Eceabat, Lâpseki ilçe ve merkez köylerinde geniş hasar bir deprem meydana geldi. Depremde, Gelibolu ilçesi sınırları içerisinde toplam 228 ev ağır, 467 ev hafif ve orta; Lâpseki ilçesinde 141 ev ağır, 57 ev orta ve hafif, Eceabat ilçesinde 26 ev ağır, 34 ev orta ve hafif hasar gördü. 17 vatandaş yaralandı. Deprem özellikle Çanakkale’nin Gelibolu, Eceabat ve Lâpseki ilçeleri ile köylerinde hasara neden oldu. Gelibolu Gazi İlkokulu’nun bir sınıfı tamamen çöktü. Okul % 50 hasar gördü. Gelibolu Kaymakamı Talat Sungur okulları 31 Mart Pazartesi gününe kadar tatil etti. Deprem Gökçeada’da hasara yol açtı. İlköğretmen Okulu’nun duvarları çatladı. Çanakkale’de de çok sayıda ev ve işyerinin camları kırıldı ve duvarları çatladı.

Yerleşim birimlerine göre ayrı ayrı hasar durumuna bakıldığında; Gelibolu Merkez ilçesinde 10 ev ağır, 87 ev orta ve hafif hasar; Yeniköy, 50 ev ağır, 32 ev hafif hasar görmüştü. Yeniköy’ün Kurulu olduğu yerden aşağıda, deniz kıyısında sağlam zeminli bir düzlüğe kurulması gerekirken yanlış yere kurulmuştu. Çünkü Yeniköy, 1953 yılı depreminden sonra bu düzlüğe nakledilmesi için gerekli tetkik raporları düzenlendiği halde, 1975 yılına kadar bu konu ile ilgili Bakanlık ve diğer yetkililer, maalesef hiç bir tedbir almamış ve bu yeni büyük felâketi âdeta beklemişlerdi.

Pazarlı Köyü’nde; 30 ev ağır, 40 ev hafif hasar, ayrıca minare yıkılmıştı. Köyün, 12 km. uzaklığında Çanakkale Boğazı kıyısında sağlam zeminli bir yere taşınması gerekiyordu. Yine aynı şekilde 1953 yılında verilen kesin bir raporun gereği olarak, bu iş de bugüne kadar yapılmadığı anlaşılıyordu. Ilgardere Köyü’nde 17 ev ağır, 90 ev hafif ve orta hasar görmüştü. Köy çevresinin, sağlam bir zemin aranarak burada yeniden iskân edilmesi gerekliydi. Ilgardere 1912 depreminde de büyük hasar görmüştü. Bayırköy’de; 36 ev ağır, 80 ev hafif hasar görmüş, okul, cami ve minaresi yıkıktı. Öncelikle bu kamu ihtiyaçları ele alınmalıydı.

Bolayır’da; 10 ev ağır, 15 ev hafif hasarlı olup, ayrıca Fevzi Çakmak Mahallesi - ki hasarın en büyük olduğu mahalledir- topluca sağlam bir zemine iskân edilmesi gerekiyordu. Kavakköy’de; 4 ev ağır, 13 ev orta ve hafif zarar görmüştü. Lâpseki - Umubey bucağı en ağır hasar gören merkezdi. Burada 100 ev ağır, 44 ev orta ve hafif zarar görmüştü. Tabaklar ve Yukarı Mahallesi’nin kesin olarak Çanakkale yolu boyunca yerleştirilmesi sağlanmalıydı. Kangırlı Köyü’nde; 41 ev ağır, 13 ev hafif ve orta hasar görmüştü. Okul ve lojman oturulamaz durumdaydı. Köyün bulunduğu zeminin kayalık ve sağlam olması nedeni ile durum ayrıca düşündürücüdür. Eceabat ilçesi Yalova Köyü’nde 4 ev ağır, 8 ev orta ve hafif hasar görmüştü. Kumköyü’nde 11 ev ağır, 19 ev orta ve hafif hasarlıydı. Beşyol Köyü’nde 2 ev hasar görmüştü. Küçük Anafartalar Köyü’nde 8 ev ağır, 12 ev hafif hasarlıydı.

Deprem sonrasında, Çanakkale milletvekili Hasan Sever, Çanakkaleli olan Jandarma Tuğgeneral İsmail Ülkü, Bigalı Balıkesir milletvekili Sadullah Usumi, Umurbey Belediye Başkanı Halil Alanlıoğlu, İskenderun Fen İşleri Müdürü Çanakkaleli Alev Albayrak ve MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan Çanakkale Belediye Başkanı Reşat Tabak’a birer telgraf çekerek depremden duydukları üzüntüyü dile getirdiler.
📷Depremin duyulmasından iki gün sonra Çanakkale milletvekili Hasan Sever başkanlığında dört kişilik bir heyet bölgeye gelerek gerekli incelemeleri yaptılar ve konuyu TBMM’nin gündemine de taşıdılar. Deprem sonrasında İmar ve İskân Bakanı Nurettin Ok da bölgeye gelerek incelemelerde bulundu. İmar ve İskân Bakanı Nurettin Ok 22 Mayıs 1975 tarihinde TBMM’nde yaptığı konuşmada; “Afet İşleri Genel Müdürlüğüne bağlı bir ekibimi, Çanakkale ve civarında depremin yaratmış olduğu hasarları mahallinde tespit etmek amacıyla göndermiş bulunuyordum. Onu takiben gelmiş olan heyet raporları elimde olmak üzere, bizzat vatandaşın huzurunda meseleleri tespit ve orada tescil etmek için 2,5 - 3 gün Çanakkale civarında dolaştım. Gelibolu, Yeniköy, Umurbey, Güneyli köylerini ayrı ayrı ziyaret ettim. Deprem afetinin bilhassa Umurbey’de yaratmış olduğu çok sıkıntılı durumları, çadırda yaşayan vatandaşlarımla bizzat görüşmek üzere, onlarla yaptığım ziyarette müşahede ettim” dedikten sonra deprem bölgesine gönderilen heyetin raporunu bekleyeceklerini belirterek; “Giden heyetimiz, genel hayata etkili mahiyetin de dışında, Çanakkale ve yöresinde vücut bulan depremi, bölgesel mahiyette telâkki eder ise, o zaman umuyorum ki, gerek saymış olduğum Umurbey, Yeniköy ve Güneyli mıntıkasında ve gerekse onun dışında genel hayata etkili mahiyette görülmeyen kesimlerde vatandaşlarımızın yıkılan evlerini yeniden yapmak, tamir ve ıslah isteyen konutlarını tamir ve ıslah etmek cihetine gitmek imkânımız doğacaktır” demişti.

Kırsal bölgelerdeki vatandaşların, devletten beklediği acil yardım maalesef hemen sağlanamıyordu. Yine vatandaşa ilk elini uzatan Kızılay’dı. Kızılay deprem bölgesine hemen 810 çadır gönderdi. Kızılay’ın elindeki olanaklarla halkın giyimi de kısmen giderildi. Gelibolu’da bulunan 2.Kolordu Komutanlığı vatandaşlara sahra çadırları kurdu. İmar ve İskân Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü bu kadar büyük çaplı bir bakanlık olmasına karşın, yaptıkları işler kesin sonuca bağlanamadı. Bu bölgenin büyük fay hattı üzerinde olması nedeniyle, gerekli köklü tedbirlerin alınması gerekiyordu. Türkiye’de çok ilginç olan bir şey vardır ki, deprem sonrasında evleri yıkılanlara ev veriliyor, köylünün ev kadar büyük ihtiyacı olan samanlık veya ahır hiçbir zaman düşünülmüyordu. Dolayısıyla evler yapılıyor ama samanlık ve ahırlar yapılmadığı ve yapılacak yer de olmadığından verilen evler göstermelik olarak kalıyordu. Vatandaş o nedenle devletin yaptığı ev yardımını almak istemiyordu.

Ülkemizde yaşanan her depremden sonra siyasetçiler felaket bölgesine geliyor ve güzel “şairane” nutuklar söylüyorlar. Sonra da felaketzedelere verdikleri sözler unutuluyor. Ama gerçek olan şudur ki; “Devleti şairler idare etmiyor. Devleti ekonomistler ve teknik adamlar idare ediyorlar.” Sorunlara bu gözle bakmalı ki, bir daha aynı felaketleri, “Allah göstermesin” bir daha yaşamayalım.

Dr. Mithat ATABAY

20 Aralık 2019 Cuma



1913 yılına ait eski bir Gelibolu fotoğrafı. İç Liman içerisinde kayıklar, saat kulesi, telegrafhane ve hükümet konağı gayet net görünüyor. Burada dikkat çeken ayrıntı saat kulesinin saatli bölümü yok ve soldaki yapının hasarlı olması. Sebebi ise 1912 yılında Şarköy merkezli büyük ölçekli bir depremin Gelibolu'yu yıkıp geçmesi. Saat kulesi de bu afetten nasibini almış.Zaten bu depremden sonra saat kulesi bir daha onarılamadı ve tamamen yıkıldı.Bu fotoğraf saat kulesinin son görüntüsünün fotoğrafı olabilir. Keşke onarılabilseydi.Bu saat kulesinin teknik ayrıntılarını içeren daha başka paylaşımlarım olacak. Bu fotoğrafı Başbakanlık Osmanlı arşivinden tarafımdan çıkarılıp yayınlanmıştır.

Not: Bu ileti ile ilgili her türlü yorumlarınızı en altta bulunan "Yorum Gönder " kısmına yazarak bana iletebilirsiniz. Yönetici onayından sonra yayınlanacaktır. 

Copyright © Gelibolu Tarihi (Gallipoli History)
Site Tasarım Bahtiyar Ergün |